Feeds:
Posts
Comments

J1 Agiti

Konsolos dag basinda

Vize o dag ardinda

Gonul zulum altinda

Gel su vize verende

 

Gonulde hep kalmak yatur

Gidende bek gunes batur

Cihanda two years rulur

Gel su vize verende

 

Turk un burda sans olman cok

Fulbrugda men sallagan yok

Er meydanina salan bir ok,

Gel su vize verende

 

Meydanda yigit bir Turk oldu

Pasaportun gul yuzu dustu

Elalem reklama dondu,

Gel su vize verende

 

Geldig yolun artig sonuna

Atmag yakin men kep havaya

Donmeden tez ay topraga

Gel su vize verende

Canin mi sikkin, mutsuz musun, isin var da baslayamiyor musun, bunaldin mi, odaklanma sorunun mu var?

Her sey bugun sana karsi mi, sabah tersten mi kalktin, ruyanda haber mi gordun…Napiyoruz?

Hemen Hurriyet’i aciyoruz, haberleri soyle bir tarayip, okuyucu yorumlarina bakiyoruz. Dunyanin en keyifli seyi bu olsa gerek. Insanlarin orda burda dusunmeden yazmasini (cok ironik oldu cidden tam da su anda bunu benim yazmam), aptirik kuptirik konularda fikir beyan etmesini anlarim. Devir boyle gerektiriyor, tamam, ben de oyle yapiyorum. Ama ozellikle gazeteden haber okuyup, yorum uzerine yorum yapan, hizini alamayip diger ‘yorumculara’ da yorum yapanlari pek anlamis degilim.

Internet umumi tuvalet midir?

Bazisi: anabritanika- kes -yapistir. Digeri: aklina gelen ilk ve son sey. Her bir yorumda tek tuk kelimeler… ki bunlari bir tanesinde toplasa anca anlamli bir cumle edecek aslinda. Benim favorim, konuyla alakasi olmayan yorumlarin araya sikistirilmasi. Iyi ki varsin Hurriyet, iyi ki varsiniz yorumcu kardeslerim…

Misal hemen dogaclayalim bir tane , guzelleyelim:

Haber Basligi: AKP kapatilacak mi?

Okuyucu: Aytekun Unce

Yorum: Bence bu yanlis.

Okuyucu: Kezban Organic

Yorum: Sacmalamis politikacilar : (

Okuyucu: Mert Ekinoks
Yorum: Sanmam, cok alindim ben

Okuyucu: Zeliha Bulbul

Yorum: Turk demokrasisinin yeserdigi, yeserdikce cicek acamadigi su gunlerde, havayi karartan, elimizi kolumuzu diktatorlukle bileyen, dis mihraklarin da uzerine kimi kurumlari kullanarak tuz ve de biber ektigi bu elim vehim karar Turk tarihindeki viy viy de viy viy….. – dir, dur, dor.

Okuyucu: Berktan K.

Yorum: Yasasin aktif genclik!!!

Okuyucu: Mehmet Bakif

Yorum: Aklini alirm lan senin berktoannnn

Kader…

Cimenler

Hayatin lisans ve lisans ustu yillarinin; yer yer kutupane, yer yer kafe, bazen sinif, cokca sahil tadi veren yesil ortusu. Cogu zaman ipekten. Arkadaslarla guzel. Sohbetlerle kisin sicacik, yazin tiril tiril. Plazalarda bilgisayar basina gecip, dunyaya 20. kattan bakmadan once, yerde bagdas kurmak icin iyi bir firsat. Her seye yakin.

Sinavlardan once yayilinir cayira cimene, notlar havada ucusur, bazisi minik agaclarin minik dallarina tutturulur. En keyiflisi de, kantinden cay kahve almasi icin kurban bulmak. Kim gidecek, neden gidecek, kim ne istiyor, para ustu de laf mi, kafana gore bosver, borcum olsun, ne demek abi, sagol annem…

Sonra zaman gecer, hava kapar. Zemin yukselir, yesiller grilesir. Evre kirliligi baslar: is hayati.

Ne zaman carpintidan sikayet etse annem, “cok carpmasindan degil, hic carpmamasindan kork” der babam.

“Kalp”dogdu, sansliysa bir kac kere “yurek” olmus olarak oldu, desinler arkamdan.

Her Ask’a buyuk harfle baslamak lazim.

Bir de cesitleri varmis bunun… az tuzlu, orta yagli, cok sekerli.

Misal, “inisli cikisli”?

Nefes alip, bir daha birakmamak. Birakmak ama henuz nefes almamis olmak. Ayni zik zaki cizmek, ayni zikzakta olmak. Halbuki bir taraf bir adim geri gitse, zaten yapboz misali birlesecek bu iki parca.

Peki Platonik nedir?

Ne olamayacagidir. ‘Kendin pisir kendin ye’dir. Ve oraya sadece en yakin arkadaslar davet edilir; bir kisim gaz verir, diger kisim kibrit cakar.

“Birinden hoslanmak”?

Bahar havasi, Italyan filmi… Heyecanli ve keyifli. Zararsiz cunku risksiz. Lezzetli ama hafif. Italyan film adamlari, yaptiklari arastirmalarda, guzel bir Italyan birlesimi olan Mozzarella peyniri, kekik ve zeytinyaginin insani mutlu ettigini filmsel olarak kanitlamistir nitekim.

“Kismet”?

Metafiziksel denklem.

“Cikarimlar & Giderimler”

Coming soon…

Deneysel Muzik

“Zaten topu topu 7 tane nota var. Ne kadar farkli muzik yapabilirsiniz ki?”

Unlu Turk dusunuru ve muzisyeni, Serdar Ortac

Benim deneysel muzikten anladigim; farkli melodiler pesinde kosmak, degisik entrumanlar kullanmak hatta yaratmak ve farkli turler arasinda gezinmek. (TRT 2 ye program mi hazirliyorum da farkinda degilim. Neden boyle oldu giris?)

Her neyse. Kavrami ogelerine ayiracak olursam, muzigi az cok biliyorum. Yazik bir sosyal bilimler ogrencisi olarak, az cok deney de bilmisligim var; en azindan belli bir amaca hizmet ettigini, bir seyler ‘aradigini, denedigini’, bir seyler bulmak istedigini bilecek kadar. (Bu da cok Kral TV oldu…neyse.)

Deneysel muzik yapan bazi sanatcilarin, gruplarin gozden kacirdigi da bu olsa gerek; bir yere varmak istememek, bir sey aramiyor olmak. Melodi- varsa sayet- ordan oraya saliniyor, ama sagda mi solda mi durur, durur mu… muamma. Tuhaf enstrumanlar onlardan bile beklenmeyecek tuhaflikta sesler cikariyor. Kulak tirmalayan vokaller, ‘insan ruhunun nester girmemis yerlerini’ arayan… binbir dantelli acilimla.Yaraticilikla salt gariplik, hatta olduresiye sikicilik ayni sayiliyor artik.
Bu yuzden melodiden uzak, tatsiz tuzsuz, bol tekrarli hic keyifli, anlamsiz nota obeklerine donusuyor muzikleri. Belli bir yere varmaktan kastim, sadece biraz ilerleme, bir degisim,

Bir seyler, bir sey.

Ben oylesinden sikiliyorum kardesim…

(Soyle iste… simdi SHOW TV oldum)

Not: 13 Mart 2008 itibariyle, kulaklarimi hirpalayan Hint ve Rus gruplara ithaf edilmistir. Bu eser.

3 dakikada “anlasilmasi mumkun postmodern siir” yazma sanati- Volume 1

Deneme 1: Biraz Iskender ritmi, biraz Orhan Veli kalenderligi, azcik siirden uzak terimler, bolca da yazdiklari uzerine cok dusunmek istemeyen dogaclama giden Gokce.

Sehrin tum kacaklarini bileyen jilet!
Ey sen! Esir hucrem!
Gel beni de al! Arabeskim iste var mi otesi!
Artik Baudelaire okumuyorum, Piaf a uzulmuyorum,
Bienali karaliyor, uzerine beyaz coraplar giyiyorum!
Cunku artik, en sonunda, nitekim;
Kalbimde parmak izin degil,
ayak izin kaldi sevgilim.

Deneme 2: Agir bir ritm, aralarinda uzaaak mesafeler olan arayistaki kelimeler, kelime obekleri, anlam obekcikleri ve durgunluk; mumkun mertebe basit anlatim ve sadelik.

Sen
Ben
“Onlar” olduk, “bizden”
uzak…
Goz gormez,
gonul bilmez,
Reva mi bu?
Hepten irak.

?

1- Korlerin dokunma duyusu gucluyse, gozu keskin olanlarin dokunma duyusu daha mi zayif oluyor?

Fazla dusunmek, tartmak, eklemek, elemek,
Fazla gormek, fazla bilmek (ya da bildigini dusunmek)…

Korktum, sormuyorum, vazgectim..

Bu iyiye isaret! Geri cekilmeyi hala goze alabildigime alamet.

2- “Should I stay or should I go?”

Favori sarkim bu aralar. Nitekim durumun kendisi (bkz J1) trajikomik oldugu gibi, ifade edilis bicimi bile komik..
Ne demek ‘should I?”. Should u mu var olayin. Sanki kalip kalmamak benim elimdeymis gibi.

3- Sandaletin icine corap giyenleri, -5 derecede sortla dolasanlari, yemek porsiyonlarini, gece yarisi eve yuruyerek donmeyi, ve ‘ve’ ekinden once virgul kullanmayi yadirgamiyosam (ve kullanana da mani olmuyosam), gercekten her sey yolunda midir?

4- Youkali ne demek?

5- Austin’in sizofren havasi (sabah sel, aksam kuraklik) psikolojiyi ne kadar etkiliyor?

6- Buzlukta penguen beslenebilir mi? (Ama buyuk buzluk olucak tabi ki, kutuplar atmosferinde..acimasiz miyim o kadar..)

7- Pearl Jam’i gormeden mi ayrilicam bu ulkeden?

8- Hata yapmak ne kadar kotu olabilir?